ÖYKÜ

  • All Posts
  • Öykü
KAVAKLARIN ARMONİSİ | Caner Bingöl

Yıllar sonra çocukluğumun kapısına doğru, zamanın tozunu alma cüretiyle uzun bir yolculuğa çıkmıştım. Elimde toz bezi niyetine yıpranmış bir çizgili defter ve dolma kalemle, sakalına karışmış saçıyla, boynunda asılı yakın gözlükleriyle, uzun süre aynı pozisyonda oturmaktan tutulmuş beliyle içimde hiç...

ASFUR | Caner Bingöl

Ders bitti. İlk tenefüs zili çaldı. Hikayesini bildiğim duvarlara dokununca bir kaç saat önce doğan güneşin bütün sıcaklığı neredeyse içime doldu. Taşların üzerinde hatıralarını bırakmış bir çocuğun siması belirdi ve göz kırpıp gitti.

ASIL ANLATILMAK İSTENEN | Fırat Ürper

Yapmaktan büyük keyif aldığım, sıcak bir odanın penceresinden yağan karı seyredip buğulu camlara şekiller çizmenin ve pencere mermerine düşen karı, top top yapıp sobanın üzerine koyarak su damlalarının zıplaya zıplaya buharlaştığını izlemenin ahmaklık olduğunu düşündüm. Sonrasında kötü bir insan olmadığımın...

Görsel Tasarım: Nicolas Bruno

Nehrin içinde bir baş belirdi. Kıyıya, karşıma yüzdü.  Yavaşça ayağa kalkıp sudan çıkarken mehtabın bir parçası kopup omuzlarından bacaklarına dek beyaz bir elbise halinde tenini sardı. Uzun saçlarından ve bedeninden sular damlayarak yanıma yürüdü. Annemdi. Fotoğraflarından ve hatıralarımdan bile güzeldi.

GÜN BİTTİ | Alev Şahin

İkisi de evin başka bir yanına bakıyordu; Kemal az önce sigara içtiği cama, Esra mutfak kapısındaki desensiz yolluğa. Esra’nın gözleri dolu dolu. Kemal’in gidecek yeri yok.

PUSLU AVLUDA ÖZLENEN | Ozan Yüzer

Bir bumerang gibi Doğan Apartmanı’na döndü fakat dairesine değil avluya yöneldi. Holdeki büyük lambanın altından geçerken yüzündeki karanlık bir anlığına, bir yanılgı gibi ışıdı. Avluda bir ceviz ağacı olmaya karar vermişti.

 KARA PANTER | Caner Bingöl

Coşkulu kalabalığın bağıra çağıra haykırdığı bestelerin uğultusu yankılanıyordu şehrin arka sokaklarında. Kırmızı siyah meşalelerin ve kalabalıkların arkasında gökdelenler ve neon

PARMAK UÇLARININ BELLEĞİ | Tuğçe Yaşar

Bir süre arkadaşlarının sessizliğini, soğuk bakışlarını izledi. Sağ elinin parmaklarını boynunda ve çenesinde gezdirdikten sonra geriye yaslandı. Geçen sene dil sınavlarından iyi notlar edinerek bugün on yıllık oturum izni olan annesinin elindeki kâğıdı, parmaklarının bilgisayar tuşlarına değişini ve gülümseyen yüzünü...

TAŞLARIN FISILTISI | Caner Bingöl

Zamansız ve mekansızdı önceki hayatında; ’rüzgarın savurduğu kuru bir kenger misali’. Şimdi ise ‘Yerini bulmuş bir kaya olmak istiyordu; keskin bir hareketle ana kayadan kopan, uçurumda yuvarlanırken devamlı kendisine ait bir boşluğu arayan, bulduğunda ise yerine oturan bir kaya.

ORTAKÖY GÜNCESİNİN GÜZ YAPRAĞI | Ozan Yüzer

Çocukluğunun, ilk gençliğinin evi, ölümden dönmüş pitoresk bir müze görünümündeydi. Çatıya çıktık, her yeri otlar, yapraklar sarmış, aşağı doğru binanın dış cephesinden uzamıştı. Buradaki ilk günümüzün aksine bu kez hiç konuşmadık, yalnızca izledik, hatırladık, izledik, unuttuk, izledik, düşündük ve ağlamamak...

KARLI SABAHIN FISILTILARI | Ozan Yüzer

Sonra içeri odadan kutular getirdiniz, bir kucak dolusu. Kadınların ve ergonomik kullanılmaya muhtaç olan minik evlerin vazgeçilmezi kutular. İçinde hatıralarınız vardı. Günlükler, defterler, çizimler, karalamalar, baskılar, resimler, fotoğraflar ve birlikte yaptığınız takılar.

KARDA KAYBOLAN KENT | Italo Calvino

Kar küremek çocuk oyuncağı değildi, hele midesi boş birisi için, ama Marcovaldo karı bir dost, yaşamının içine hapis edildiği kafesin duvarlarını yok eden bir etken sayıyordu. Büyük bir hevesle çalışmaya koyuldu, kaldırımdan sokağın ortasına kürek dolusu kar atmaya başladı.

GOLVİZ | Caner Bingöl

Adını henüz bilmediğim bu gizemli çocuğu gizemli ‘malikanesine’ uğurlayıp ben de evime doğru yürümeye başladım. Merdivenlere sinen ve birbirine karışan yemek kokuları yanaklarıma çarpıyordu. Sonunda çıkacağım merdiven kalmadı ve evime vardım.

KARA ÖYKÜ | Ozan Yüzer

Şehrin orta yerinde, girişi gizli ama kilitsiz, unutulmuş, dar bir çıkmaz sokaktaydı. Sokağın sonunda yalnız başına eski bir köşk vardı. Sokağın girişi gizli olduğundan mıdır, köşkün kapısı açıktı. Eşikten birkaç kere seslendi ama yanıt alamayınca içeri girdi. Mobilyalar, duvarlar, kapılar,...

‘YER DEĞİŞTİREN SULAR’; PELİN BUZLUK İLE SÖYLEŞİ

Karakterler, öykünün yaşam dünyasında doğarlar, o dünyanın olmazsa olmaz parçası, oranın insanıdırlar. Öykünün dünyası ile aynı anda onlar da o dünyanın birer parçası olarak belirmeye başlar. Bu insanlar bire bir tanıdıklarım değildir ama hem tanıdıklarımdan hem kendi yaşam deneyimlerimden, duyduklarımdan...

VI. ÇUKURUNDAN KAÇAN | Yılmaz Angay

Yaşamla ölüm ikiz kardeştir. Ama ikisi aynı yatağa girmez. Gidin Tanbaşlar’a. Ölümün selamını yaşama, yaşamın selamını ölüme iletin. Tanrının koltuğuna oturmuş şeytanı ve onun adaletine isyan eden tanrıyı görün. Meleklerin şarkılarıyla kendinizden geçin. Cinlerle dans edin. Toprağın altında dönüp duran...

III. TABUTUNA SON ÇİVİYİ ÇAKAR | Yılmaz Angay

Tanbaşlar’da değersiz hiç bir şey olmadığı gibi hiç bir şeyin değeri diğerinden fazla değildir. Siz siz olun yargıçlarınızı, avukatlarınızı geride bırakın. Salın cesurca tüm suçlularınızı meydana. Boşaltın tutuk evlerinizi. Buranın yasalarınca mahkemeye çıkarılmasına izin verin tutkularınızın, canavarlarınızın, beceriksizliklerinizin

İKİ KIRINTI | Andrey Platonov

Bir zamanlar iki kırıntı yaşardı. İkisi de küçük, ikisi de karaydı ama farklı babalardan dünyaya gelmişlerdi: biri Ekmekten, diğeri Baruttan. Bir sakalın içinde yaşarlardı...

II. GÖNLÜ MEZAR ÇEKENLER | Yılmaz Angay

Tarlaları kimin ekip biçtiğini boş verin. İlerlemeye, kendinize gelmeye devam edin. Sizi kışkırtan şeytanlarınızı ustaların dizginlemesine müsaade edin. Ki siz bunu öğrendiniz. Biraz ileride sizi bekleyen harabeler aklınızın bir yerinde zıplayan küçük fil yavruları gibi kendini size hatırlatıyor olacak.

OLANAK-SİZ | Ferit Edgü

Bir gün yolda giderken kaplumbağaya rastladı. Hangi yolda giderken? Kim gidiyordu? Ne zaman? Karnı aç mıydı, tok muydu? İş aramak için mi dolaşıyordu, hafta sonu  gezintisi için mi? Giysileri nasıldı? Dışardan mı gelmişti? Yerlisi miydi kentin? Neden kaplumbağaya rastladı? Niçin...

MÜLAZIM’LA DOKUZA BEŞ KALA | Onur Can Yigen

Yüzümü doğru düzgün yıkayamadığımdan göz çapaklarımı yolda fark edip temizledim iyice. Kahvehanenin önüne vardığımda babam ve bir adam kehribar tespihlerinde ellerini kavuşturmuş beni bekliyorlardı. Mülazım benim yarı boyumda, sıska, esmer bir adamdı. Selamlaştıktan sonra söze girdi babam...

I. TANBAŞLARDA BİR ZAMAN | Yılmaz Angay

Ölülerin koridorundan geçince artık köyle aranızda sadece çalılık, sarmaşık ve ağaç dalları tarafından oluşturulmuş doğal bir tünel kalmıştır. Yerden yüksekliği yedi metreye kadar ulaşan bu tünelin genişliği üç metredir. Gün ışığı dalların arasından zorla sızmaktadır. Girerken tedirgin olabilirsiniz. Çünkü girişten...

KAR | Tezer Özlü

Henüz yüksek karlar arasından geçmemiş kimse. Onlar önden gidiyorlar. Ben arkadan. Kar onların dizlerine geliyor. Benim omzuma. O kadın nereye götürüyor bizi? Eve döndüğümüzde annem gene üzgün. Ve ben gene bir şey anlamıyorum. Annem benim camdan düştüğümü bağırıyor ve ben...

ENES | Alev Şahin

Döndüm baktım ufaklığa. Uçurtmanın düğüm olmuş ipiyle uğraşıyordu. Ne yapayım? Uzandım ben de ipe. O da yüzünde acıklı bir ifadeyle bıraktı elime. Çok üzülmüş bir insan edasıyla da iki kolunu yanlarına alıp omuzlarını iyice aşağı indirdi. Bu halinde bir muziplik...

Dönenen BİR | BİLGE KARASU

Yalnızlık vardı erkeklerin içinde.Dumanın ardından kadınlar yalnız değil. Kadınlar yalnız olmaz. İçtiğinde bile, dedim. Duman parçalandı. Yalnızlık vardı erkeklerin içinde.

HİÇ İÇİN METİNLER | Samuel Beckett

Kimse beklemeyecek, o da, ötekiler de beklemeyecek, kimse ben onun içinde yaşayayım diye, onunla birlikte öleyim diye beklemedi hiç, ama acele edin, tümü de ölüyor, Hadi çabuk ölelim, çabuk, o olmadan, yaşadığımız gibi, daha çok gecikmeden, yaşadıklarımız elimizden alınmadan, diyerek.

BALIK BİLİR | Caner Bingöl

Annesinin kendisini bir lunaparkta otuz beş senedir durmadan dönen bir karuselde, bir aşağı bir yukarı hareket eden bir atın üzerinde unuttuğuna inanıyordu. Hızına adımlarını yetiştiremediği zamana cevap alamayacağını bildiği halde hep aynı soruyu soruyordu ıslarla;

TEK BİR DAL | Dilâra Caner

Bir ayrılığı izlemenin hüznü ile yeniden yeşermenin cılız umudu yan yana geldiğinde, hangisine tutunacağını şaşırmak en kötüsü diye geçirdi içinden. Bu ikisinin ortasında hangisine sırtını dayayacağını bilmeden öylece durmak garipti.

KUM ZAMBAĞI | Caner Bingöl

Yeryüzü kendi yarasına kendi üfler, kendi merhemini kendi sürerdi ve rüzgar gezegenin yarasını üflediği şifalı nefesiydi. Yaşlı, hatları keskin, sureti hala pek güzel yerkürenin süt beyaz teninde dört buçuk milyar yıldır duran kara bir lekeydi kayalar.