GÜN BİTTİ | Alev Şahin
Yerde oyuncaklarıyla oynuyordu çocuk. Çorabının teki çıkmış, ayağının biri çıplak. Yerdeki çorapta uzay resmi. Renkler bir alacalı bulacalı. Adam elinde kumanda sadece televizyona, karşısındaki dümdüz cümbüşe, bakıyor. Soba bir yanda harıl harıl yanmakta. Yerde kırk çeşit desenle bezeli bir halı. Neredeyse otuz yıllık. Şimdilerde daha desensizleri var. Onlar da aldı. Ama bu aileden gelme. Hem de yenisini sermeye kıyamıyor Esra. Kendi evleri olursa diye ayırdı bir kenara. Kriz patlak vermese alacaklardı da. Şimdi düğün paralarını dolara yatırmadıklarından iyice eridi. Evler de iyice uçtu. Bu böyle gitmeyecekti ya, bir gün düzelirdi elbet ekonomi. Orası ayrı. Ufaklık yere yatıp ağlamaya başladı. Babası bağırdı: “Ne oldu yine? Esra bu ağlıyor.” Anne koştu, geldi. “Ne oldu kızım ne istiyorsun?” “Fu,” dedi çocuk. Gitti, bir bardak su aldı, geldi. Üstünde kocaman kırmızı gül deseni olan cam bardaklardan. Çocuğa içirdi. “Yetti mi?” dedi. Kafa salladı küçük. Yürüdü gitti yine mutfağa. Televizyonda şu son günlerin yarışması. Heyecanla koşuşan insanlar. Birbirini tebrik edenler, birbirine kızanlar. Birbirleriyle küfürleşenler. Ulan, dedi adam içinden. Millet ne hayatlar yaşıyor. Bunu bütün o perişanlıklarına rağmen zengin görünen kadınlara ve erkeklere bakarak söylemişti. Bir de bizim şu hayata bak. Şuradan bir kafeye gidemeyiz. Neydi o öyle, geçende? Bir kahve olmuş yüz lira. Yahu diye düşündü evde de yaparız aynısını boş versene. Küçük, bu sefer koltuktan düştü. Ağlamaya başladı. Adam kalktı, camı açtı. Bir sigara yaktı, üfledi aşağı. Döndü kızına, “kalk ağlama,” dedi. “Bak orda çikolata var, ye.” Sustu ufaklık, çikolata paketiyle oyalanmaya başladı. Adam karşı evin penceresine, üst katlara şöyle bir, çaprazdaki binada yaşayan kız öğrencilerin camına uzun uzun baktı. Bir gölge geçti. Heyecanlandı birden. Saçı atkuyruğu bağlanmış bir kızdı. Sigara bitene kadar baktı. Başka gölge göremedi. İzmariti söndürmeden attı camdan aşağı. Işığı parlak. Süzülüp gitmesini izledi kıpırtısız. İzmarit tam yere varmadan içeri girdi. Masaya tabakları bırakmıştı Esra. Oturdu, açtı sesi biraz daha. Masa doldu, en son tencere geldi. Küçüğü oturttu. Kendi oturdu. “Haydi gel,” dedi Esra. Kemal, “mercimek çorbasını yine patatesli yapmışsın kaç kere, ‘ben sevmiyorum’ dedim ya.” dedi. Esra, “ya akıl mı var, ye işte, güzel olmuş,” dedi. Kemal, yüzünü buruşturdu, yemeye başladı. Gün gece olacak. Bitecek. Bir sonraki akşamı bulacaklar. Yine buluşacak, yine oturacak, yemek yiyeceklerdi. Esra, “nereye bakıyordun öyle dikkatli?” dedi. “Hiç dışarı.” “Yine o kızların camına mı?” “Daha neler sapık mıyım ben?” “Ne bileyim, kitlenmiştin.” “Esra bak sinirlendirme yine.” “Bakma sen de o zaman. Anlamıyorum sanki.” Kemal’in yanakları balon gibi şişti. Kocaman bir of çekti. Çorba dolu kaşığı biraz da isteksizce duvara fırlattı. “Zehir etme yemeği,” diye de gürledi. Çocuk ağlamaya başladı. Esra konuşmadı. Ettiği laftan pişman oldu. Zehir mi oldu gece? Kurtarabilirdi. Mama sandalyesine gövdesini yasladı, kızına bir lokma uzattı. Sussun diye ekmek poşetini hışırdattı. Kemal, “ziyan ettin akşamı. Al memnun musun?” dedi. “Camdan bakmak da suç. İyice bıktım senden, bu mahalleden, canımdan.” diye bir daha bağırdı. Kalktı, mutfağa gitti. Esra kızını öptü. Yemeğini yedirdi. Masayı Kemal için yeni bir yemek dolu tabak bırakarak topladı. Duvarları sildi. Yerdeki kaşığı aldı. Elinin ayasının üzerinde bir süre izledi. Sapındaki işleme eski moda havası katmıştı ona. Şimdi herkes desensiz modernlerden alırdı oysa. Çevresini duyumsayamayan gözlerle mutfağa geldi. “Git, şu yemeğini ye, tabağın içeride,” dedi. Kemal içeri geçti. Esra kursağında yumruk, içinde kasavetle mutfağı topladı. Salona geçti. Kollarını göğsünde kavuşurmuş, üzerinde keder örtüsü serili haliyle “masadakileri mutfağa bırak,” dedi. Kemal yutkundu. Yerinden kalktı. Koltuğa uzandı. İkisi de evin başka bir yanına bakıyordu; Kemal az önce sigara içtiği cama, Esra mutfak kapısındaki desensiz yolluğa. Esra’nın gözleri dolu dolu. Kemal’in gidecek yeri yok. Televizyondaki kazanan grubun şen kahkahaları her yerde. Çocuk susmadı, ağladı. Esra, eline telefonu aldı. İki gün önce markete giderken çekmişti. Kızının gülücükler saçan videosunu paylaştı Instagram’dan. Sabah Kemal’in kahvaltısını hazır edecekti.
Akşamki fasulye yemeğine patates doğrayacaktı.

