III. TABUTUNA SON ÇİVİYİ ÇAKAR | Yılmaz Angay
Bir yerde durunca, bir süre hep durunca, geçen zamanı artık fark etmekte zorlanır insan. Orada ne kadardır durmakta olduğunu, oraya ne zaman geldiğini, orada ne aradığını düşünme gereği duymaz duranlar. İnsan aklı durduğu yerde durmaya meyillidir. Ta ki bir şüphe onu sorgulara sürükleyene dek.
Tanbaşlar’a gidişinizin ilk anlarında aklınızı başınızda tutmakta elbette zorlanacaksınız. Elbette bir süre sonra, zaman anlamını yitirecek. Elbette varlığınız oranın varlığına dahil olmak, orda kaybolmak için çıldıracak. Önceki hayatınız dün gece gördüğünüz kötü bir rüya gibi gelecek ve zihniniz bu oyunu amansız bir şekilde oynayıp sizi oraya saplamak için elinden geleni yapacak. Çünkü herkes tarihin bir kısmını hatta önemli bir kısmını hiç yaşanmamış saymayı diler. Çünkü ne kadar büyük acılar yaşanırsa yaşansın rahatı gören insan, acıları unutup rahata teslim olmak ister. Siz de dilediniz. Keşke olmasaydı, keşke yapmasaydım dedikleriniz “iyi ki”lerinizden fazladır. Yoksa ne işiniz var yollarda. Neden bir anlamı olmaksızın bu satırları okuyasınız?
Orada sizi öncelikle zamansız bir mekan karşılar. Hatta daha doğru bir ifadeyle zaman üstü bir mekan. Başka bir çağın ama bu dünyanın tarihinde hiç olmamış bir çağın mekanı…
Mekanın insan zihninde ne kadar etkili olabileceğini orada bulununca idrak etmek daha kolaydır. Bilinen medeniyet akışının dışında kalmış bu mekanın sakinleri, sizinle alışık olduğunuz ilişkiler kurmayacak. Ama her nasılsa bu yeni, başka ilişkilere hemen alışacaksınız. Ama unutmayın. Öncekileri de bilmiyordunuz ve alıştınız. Başınıza ne geldiyse alışmaktan geldi. Tekrar tekrar hatırlayın. Burada kalıcı değilsiniz. Misafirsiniz. Yemeğinden yiyin, içkisinden için, sevişin, dans edin, şarkılar söyleyin. Her fırsatta sınırlara koşa koşa çarpın. Ama bunun da bir an biteceğini bilerek… Bu tanımlaması imkansız yerde ihtiyacınız kadar kalın. Sonra gitmek zamanı geldiğinde sırtlanın kendinizi ve sizi oraya ulaştıran tünele doğru ilerleyin.
Tanbaşlar’da kimin ne yaşayabileceğini bilmek, iddia etmek sadece yalancılık olur. Orada başınıza ne gelir bilemeyiz. Sadece başınıza gelince anlayabilirsiniz. Bu kimin heybesinde neyle geldiği bilerek ya da bilmeyerek neyi getirip neyi götürebileceğiyle ilgilidir. Ama kesin olan getirdiğinizin farkında olmadıklarınız size kendilerini göstermek için sıraya girmiş olacaklar.
İnsan rahat yüzü görünce suları durulur hatta zamanla durulaşır. Yavaş yavaş o suların altına ittikleri, taşlara bağlayıp diplere salladıkları görülmeye başlar. Berrak zeminde artık çoktan unuttuğunu sandığı şeyler çakmak çakmak gözlerle bakar ona. Ne ahlaksızlıklar ne küstahlıklar ne zalimlikler ne korkaklıklar, muhafazakarlıklar, arsızlıklar… Neler neler vurur su yüzüne… İyi ki de vurur. Her gizli kalan, her ayıp olan bedeninizden fışkırıp ipini koparmış bir yırtıcı gibi ortalığa saçılır. İyi ki saçılır.
Tanbaşlar sakinleri böyle şeyleri çok gördü. Merak etmeyin. Siz ilk ya da son olmayacaksınız. Onlar vaktiyle insanın sınırlarını çok sınadılar. Daha çok sınandılar. Gelirken gördüğünüz harabeleri hatırlayın. Daha önemlisi artık o mekanın bir harabe olduğunu. Varsın içinizden ne geliyorsa gelsin. Siz Tanbaşlar’a ama öncelikle kendinize güvenin. Istırap dolu hayatınızdan çıkıp gelmişsiniz oraya. Vazgeçmediğiniz bir şey kalmadı sanıyorsunuz. Merak etmeyin. Tanbaşlar, bu konuda ne kadar yanılmakta olduğunuzu canınızı yaka yaka, içinizi ısıta ısıta, tapınaklarınızı yıka yıka anlatacak size. Bu sizi korkutmasın. Tam da bunun için ordasınızdır belki… Onlar bu işin üstadı. Sizi sizden etmek için ellerinden geleni büyük bir özenle yapacaklardır.
İki dağın arasına sıkışmış bu derin kanyonun her noktasında vakit geçirin. Doğudan batıya her köşeyi gezinin. Sakinlerle tanışın. İkramlarını kabul edin. Rehberlik etmelerine izin verin. Derileri muhtemelen sizden daha kara, dilleri muhtemelen sizinkine göre oldukça kaba, tenleri sizinkine göre çok daha kıllı bu insanların rengarenk kıyafetlerini giymekten, size tuhaf gelecek ayinlerine katılmaktan, kendi geçmişlerinden getirdikleri içkilerini içmekten çekinmeyin. Onlar sizi, tamamınızı misafir ederler. Belki de henüz göremediğiniz ya da çoktan bir kenarda unuttuğunuz varlık parçalarınızla, tüm mümkün olan ya da olmayan sizi…
Bu garip köyün ahlakını sorgulayabilirsiniz başlarda. Ama yargılamayın. Unutmayın, sizin içine tükürdüğünüz ahlak buralara uğramamıştır. Size kötü diye tanıtılan ne varsa, sizi sizden eden ahlakın reddettiği, bok attığı bir çok şey burada diğer değerlerle denktir. Tanbaşlar’da değersiz hiç bir şey olmadığı gibi hiç bir şeyin değeri diğerinden fazla değildir. Siz siz olun yargıçlarınızı, avukatlarınızı geride bırakın. Salın cesurca tüm suçlularınızı meydana. Boşaltın tutuk evlerinizi. Buranın yasalarınca mahkemeye çıkarılmasına izin verin tutkularınızın, canavarlarınızın, beceriksizliklerinizin. Nihayetinde kimse sizi bir sorguya tabi tutmayacak. Sadece siz… Yargıcın, davalının ve davacının olduğu dünyadan gelen ve her konuda kendini bir yargıya varmak zorunda hisseden… Sadece siz yargılarsınız içinde olduğunuz vaziyetleri. En azından burada, Tanbaşlar’da yapmayın bunu. Azad edin cümle günahkarlarınızı. Sonrasını onlara bırakın. Tanbaşlar sakinlerine ve mekanın azametine…
Gitme zamanı geldiğinde anlarsınız. Artık burada işinizin bittiğini, her yerde Tanbaşlar’daymışçasına yaşayabileceğinizi kendiniz idrak edersiniz. İçine çekildiğiniz gibi dışına da itilirsiniz buranın. Kimse git demez size. Sadece siz ve içinizdeki yaşama arzusu… Gitmek gerek. Yoksa Tanbaşlar’da bir zaman çukurundan kaçan gönlü mezar çekenler tabutuna son çiviyi çakar. Sırtında buraya getirdiği tabutuna… Son çiviyi… İçerden. Eğer buysa maksadınız hiç yormayın kendinizi. Henüz yola çıkmadan yatın tabutunuza. Silik yazılarla yazılmış tarihinizi kalın ve koyu renkli kalemlerle yeniden yazın ve ona bakıp kendinizi alkışlayın. Bir ömür boyu çakın çivilerinizi içerden tabutunuza. Bunun için Tanbaşlar’a gitmeyin. Ama geldiyseniz, dönüp o silik yazıların ardından bir hikaye yazmaya heveslisiniz demektir. Serkeşleriniz, ustalarınız ve canavarlarınızla…
Dizinin 4. ve Son Bölümü için tıklayın:

