BİR TOPLUMSAL ETKİLEŞİM BİÇİMİ OLARAK DOSTLUK

0. Dost ve Dostluk Kavramı

Ben dostların gözünde kendimi boylu boyumca görüyorum…
Nazım Hikmet [1]

Dostum başka bir ‘’kendimdir’’ ve onun erdemini gözlemlerken kendiminkini görür ve tanırım.
Ulus Baker [2]

 

Dostluk, felsefede önemli bir yere sahip olmuştur. Kimi zaman olumlu ve kurucu yanları hakkında, kimi zamansa önünde sonunda bir çatışmaya, aşınmaya uğrayacağı ve son bulacağı hakkında konuşulmuştur. Homeros’dan Aristotelese ve Cicero’dan Platon, Nietzsche’ye kadar bu tartışmalar bugün de güncelliğini korur haldedir.  Homeros, dostluğu işbirliğine denk tutuyordu. Konuk-dostluk[3] dediği durumun ihtiyacını akrabalık ve kabile kavramının yokluğuna (Homeros dönemi Yunanistan’ında) dayandıran Homeros, dostluktan işbirliği ve karşılıklı yardımlaşma olanağı yaratacak bir tür birliktelik olarak bahseder. Bu anlamda konuk-dostluk ilişkisinde duygusal bağlardan çok toplumsal zorunluluklar ve pragmatik ilişkiler ön plandadır. Dostluk, Homeros’da bir anlamda siyasi bir ittifaktır. Atistoteles ise iki tür dostluk ideali üzerine eğilir: iyi niyetli, polis’in yurttaşları arasında kurulan kamusal dostluk ve iyi niyetli bireyler arasında kurulan özel dostluklar. Aristoteles dostluğu polis’i bir arada tutan bir bağ olarak görmüştür. Bu görüş Homeros’un konuk-dostluk anlayışına benzerdir. Artistoteles’in dostluğu iyi insanlar arsındaki bir ilişki biçimi olarak görmesi kişisel dostluk görüşünü belli ölçüde sakatlar. Çünkü bu görüş dostluğun bünyesinde farklılıkları da barındırabileceği duygusal bağlılığı, ideal bir İyi düşüncesi ile yok sayar ve bireysel dostlukları aşındırır. Cicero ise dostluğun uyum ve işbirliğini destekleyen yönü kadar siyasi düzlemde çatışma yaratma potansiyelini de bünyesinde barındırdığını öne sürer. Güç ilişkilerinin dostluk ilişkilerinin önüne geçebileceğine dair savını şu şekilde özetler:

Parayı dostluğa tercih etmenin aşağılık bir şey olduğunu düşünenler çıksa bile, yüksek mevkilerdeki saygın kişileri, hükümet yetkilileri, sivil otoriteleri ve bunların nüfuzunu dostluğun üstünde bir yere yerleştirmeyenleri nasıl bulacağız? Bir yanda bunlar, öbür yanda dostluk varken, insanların bunları tercih etmesi uzun sürmez. Çünkü doğa güç hakimiyetini küçümseyemeyecek kadar zayıftır; dostluğu önemsemeksizin bunları elde etseler bile, bu eylemin gölgede kalacağını düşünürler çünkü güçlü zemin olmayınca, dostluğu önemsememezlik edilemez. (Cicero, Laelius, XVII, s. 77.) [4]

Gilles Deleuze ve Félix Guattari Felsefe Nedir? adlı çalışmalarının başında […]  felsefeyi ‘’…kavramlar oluşturmak, keşfetmek, üretmek sanatı’’ olarak ele alacaklarını söyledikten sonra kavramların da kavramsal kişiliklerle çalıştığının altını çizerler. Kavramın neliği ve kavramsal kişilik sorgulamasına girişmeden önce Deleuze ve Guattari, Antik Yunancada ‘’sevgi’’ kelimesine karşılık gelen […] [phila] kelimesinin aynı zamanda ‘’dostluk’’ anlamına da gelmesinden hareketle, felsefeyi, […] [phileo] ve […] [sophia] olarak, bilgi-dostluğu olarak anladığımızda, karşımıza çıkan dostun bir kavramsal kişilik olduğunu belirtir[…]. [5]

Kimi zaman dostluk bir çıkar ilişkilerine tabii tutulmuşken kimi zamansa bireyler arası bir duygular çoğulluğunu imlemiştir. Her ne kadar çıkar ilişkilerine dayandırılan ilişki biçimi ‘’dostluk’’ olarak adlandırılsa da bu ilişki biçiminin dostluktan çok arkadaşlık diyebileceğimiz ve belki de dostluğun bir ön koşulu sayabileceğimiz durumu imlemesi, dostluk ilişkisinin bir çıkar ilişkisine indirgenmesini sekteye uğratabilir. Ancak işbirliği ve çıkara bürünebilecek dostluk (sahte dostluk?) ilişkilerinin de olabileceğini akılda tutmak bizi naiflikten, her türlü dostluk ilişkisinin önünde sonunda çıkar ilişkisine döneceği ya da çatışmaya meyil vereceği ön yargısından uzak durmak ise bizi paranoyaya saplanmaktan korur.

1. Toplumsal Etkileşim Biçimleri ve Dostluk

“Başlı başına” toplum diye bir şey yoktur..başlı başına etkileşim diye bir şey yoktur, sadece belli etkileşim türleri vardır. Bunlar ortaya çıktığı zamandır ki, toplum da ortaya çıkar, çünkü bunlar toplumun ne nedeni ne sonucudurlar, kendileri bizatihi toplumdurlar.

George Simmel [6]

George Simmel’in sosyolojisi toplumsal etkileşimler ve toplumsal tipler üzerinden işleyen biçimsel bir sosyolojidir. Simmel’de bir toplum her şeyden önce bireysel etkileşimlerin bir çoğulluğu ve sonucudur. Bu nedenledir ki etkileşimin olduğu yerde toplumun ve toplumun olduğu yerde de etkileşimin olduğunu söyler ki bu ikisi aynı şeydir. Simmel’in bakış açısından, gerçek dünya sayısız olay, eylem, etkileşim, vb.neden oluşur. İnsanlar bu gerçeklik labirentinden çıkabilmek (‘içerikler’i çözebilmek) için, ona kalıplar ya da formlar empoze etmeye çalışır.[7]

Mübadele, çatışma, sosyallik, fahişelik… Simmel’in tanımladığı belli başlı etkileşim türleridir. Bir etkileşim biçimi olan fahişeliğin para rejimi ile ilişkisine değinen Simmel, para ve fahişeliğin bir etkileşim biçimi olduğunu, her ikisininde el altından mübadeleye girdiğini ve her zaman hoş karşılandığını belirterek aralarında bir analoji kurar.[8] Simmel etkileşim biçimleri arasında mübadeleyi tüm etkileşim biçimlerinin kaynağı olarak görür. Her etkileşimin bir mübadele olarak görülmesi gerektiğini vurgular. Her konuşma, her duygulanım (reddedilse bile), her oyun, ötekine her bakış.[9] Gündelik hayatlarımızda sürekli bir mübadele halinde olduğumuz ölçüde de sürekli bir etkileşim halindeyizdir. Mübadelenin amacının toplam değeri artırmak olduğunu söyleyen Simmel, her bir tarafın diğerine önceden sahip olduğundan fazlasını sunduğunu belirtir. Mübadele devam ettiği ölçüde hayatlarımızın bir kazanma ve kaybetme, hayatın içeriğini eksiltme ve artırma süreci olduğunu belirtir. Ancak, aşkı aşkla değiştirdiğimizde ya da entelektüel kaynaklarımızı paylaştığımızda böyle bir durumdan söz edilemez diye ekleyen Simmel bu bağlamda ekonomik mübadeleden ayrılır. Simmel’in çıkar ve çatışma mübadelelerinden ayrılan aşkların ve bilgilerin mübadelesine dostluğu da ekleyerek devam edebiliriz. Dostluk da bir etkileşimdir ve dostlar  arasında gerçekleşen en otonom etkileşim biçimidir. Homeroscu, Aristotelesci dostluk anlayışının sakatlığı da dostluğun dostlar arasındaki etkileşimden kaynaklanan bir etkileşim/mübadele biçimi olduğunu hesaba katmayan bu statik dostluk anlayışından ileri gelmektedir.

Gündelik hayatlarımız içerisinde çeşitli toplumsal gruplarla etkileşim halindeyizdir. Ailemiz, komşuluklar, okul ve iş arkadaşlıkları… bu etkileşim halinde olduğumuz gruplar çoğu kez bizim dışımızdadırlar yani içlerine doğmuşuzdur ya da maruz kalıyoruzdur bu etkileşimlere. Özgürce ilişki içinde olduğumuz tek etkileşim biçiminin dostluk olduğunu belirten Ulus Baker şu şekilde devam eder:

Spinozacılık temel toplumsallaşma tarzları arasında yalnızca tek bir tanesini “özgür” bir ilişki tarzına dayalı olarak ayırdeder –fiziksel ve duygusal “mecburiyetler” aygıtına dayalı aile değil; “komşuluğa dayalı” mecburiyetlerin yönlendirdiği “cemaat” değil, ticari-üretimsel mecburiyetlere dayalı “tecimsel ortaklık” değil, “ideolojik güçsüzlüğün” yarattığı gevşek toplumsal dokulara dayalı “sivil toplum” değil, hepsini tek bir siyasal erk düzlemi üzerinde yankılayan Devlet de değil– en az iki insan arasında mümkün olan tek “özgür” ilişki “dostluk” ve “paylaşımdır [10]

2. Sır Saklama ve Dostluk

Gündelik hayatlarımızda belirli grup ya da bireylerle etkileşime geçebilmek için bu grup ya da kişiler hakkında belli ölçüde bilgi ya da izlenim sahibi olmamız gerekir. Belli bilgi ve izlenim dahilinde mübadeleye girdiğimiz insanlar (iş ve okul arkadaşları, akrabalar…) hakkında bir takım bilgiler elde ederiz ancak onları tam olarak tanıyamayız. Ruh hallerini ya da bütün düşündüklerini bilemeyiz. [11] Gündelik ilişkilerinde bireyler birbirleri hakkında asgari düzeyde bir bilgi ile ilişki halindedirler. Her etkileşimde bireyler kendileri ile ilgili belli kısımları seçerler ve bu yüzeysellik ile yüzeysel ilişkiler kurarlar. Simmel bu tür kişiyi sadece dış görünüşü ya da salt toplumsal temsil anlamında ya da onun bize gösterdikleri bağlamında kurduğumuz ilişki biçimlerini bireyler arası aşinalık olarak tanımlar.

Kişilerin birbirleri hakkına bildikleri bilgilerin çokluğu ve kişiler arası güven duygusunun kendisini gösterdiği en önemli etkileşim biçimi sır saklama ya da sırrını paylaşmaktır. Sır saklamanın vuku bulduğu –belki tek değil ama- en gelişmiş ilişki biçimi dostluk ilişkileridir. Dostlar arasında gizlilik saklılık olmadığı gibi, sırrımı paylaşabileceğim ve kimsenin bilmesini istemediğim bir bilgiyi de yine dostumla paylaşırım. Sıkıntılarımı, dertlerimi ve sorunlarımı anlatacağım kişi yine dostumdur, ailem ya da arkadaşlarım değil.

3. Dostluk ve Arkadaşlık

Dostluk ve arkadaşlık kavramları çoğu zaman eş anlamlı olarak kullanılır. Oysa arkadaşlık dostluktan farklıdır ve en iyi ihtimalle olsa olsa bir dostluk inşasının ön koşulu olabilir. Gündelik hayat içinde çok fazla arkadaş ediniriz. Okulda aynı sırayı paylaştığımız kişi, iş yerindeki arkadaşlarımız, bir spor takımının bireyleri (takım arkadaşlığı?)… Oysa dostluk duygusal bir bağdır, dost derin duygular bağladığımız kişidir ve gönüllü bir ilişki kurma biçimidir. Özgürce kurulur ve özgürce bitirilir. Dostlar arasında hiçbir şey gizlenmezken arkadaşlık bezen ötekinden gizlediğimiz bilgiler sayesinde varlığını devam ettirir. Arkadaşlıkta çoğu kez dini, siyasi, zihinsel ilgiler ya da deneyimlerimizden açıkladıklarımızdan fazlasını gizlememiz gerekebilir. Bu da arkadaşlığın çoğu kez özgür seçimimizden çok maruz kaldığımız durumlara tekabül ettiğini gösterir, iş arkadaşlığı bunun en somut örneklerinden biridir.

Potlaç Blog 

Kaynaklar:
1. Nazım Hikmet, Veda şiiri
2. Ulus Baker, Kanaatlerden İmajlara Duygular Sosyolojisine Doğru
3. Sandra M. Lynch – Dostluk Üzerine
4. A.g.y.
5. Cogito, Dostluk, Sayı: 68-69
6. Georg Simmel, Bireysellik ve Kültür
7. Georg Ritzer, Sosyoloji Kuramları (çev. Ümit Tatlıcan)
8. Georg Simmel, Bireysellik ve Kültür
9. Georg Simmel, Paranın Felsefesi
10. Ulus Baker, Sipinoza: Hayatın Geometrisi
11. Georg Ritzer, Sosyoloji Kuramları (çev. Ümit Tatlıcan)

DenemeEDİTÖR'DENÖNE ÇIKANLAR